Şebnem Hassanisoughi Röportajı / Sealife Dergisi

'Vatanım Sensin' dizisinin ’Eftalya’sı Şebnem Hassanisoughi ile çocukluğunu, hedeflerini ve oyunculuğa bakışını sorduk.

Röportaj: Kübra Çol Lambaoğlu/ Grup Medya


Biraz zor telaffuz edilen bir soyadınız var. Bu durum işinizde sorun yaratmıyor mu?

Tanınmak; işini nasıl yaptığınla, nasıl projelerde yer almayı seçtiğinle çok alâkalı. Hangi işi yaparsan yap işini iyi yapmak için isminin, cisminin hiçbir önemi yok.



Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

İş nedeniyle çeşitli şehirlerin küçük ilçelerinde yaşadık. Çocukluğum, hakikaten çocuk gibi bahçelerde, sokaklarda, kalabalık arkadaş gruplarıyla oyunlar oynayarak geçti.

Yönetmen Zeki Demirkubuz’un ‘Bulantı’ filminde rol aldınız. Kendisiyle nasıl bir çekim deneyimi yaşadınız?


Zeki Demirkubuz, Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri. Onunla çalışmış olmak, benim için çok kıymetli. Hangi yönetmenle çalışırsanız çalışın, onun yaklaşımını, yolunu yordamını, ilişkilerini süreç içinde öğreniyorsunuz. Çoğunlukla onun hikâyesine, yoluna dâhil oluyorsunuz. Bu zenginlik, çalışma yönteminin sürekli değişmek zorunda olması, oyuncu olmanın dinamiklerinden biri.



İRAN AZERİSİ BİR BABANIN KIZI OLAN ŞEBNEM HASSANİSOUGHİ SOYADI, FARSÇA ‘GÜZELİN YOLU’ ANLAMINA GELİYOR.



Sizi zorlayan, unutamadığınız bir sahneniz oldu mu?

Beni zorlayan sahneleri düşününce, aklıma sadece çalışma şartlarının zorluğu geliyor. Soğuk, sıcak, beklemek, aç kalmak, geç saatlere dek çalışmak... Ancak bir rolün getirdiği zorluk, bu işin doğal bir parçası, ayrıca beni besleyen, heyecanlandıran, sevdiğim bir durum.


Bugüne kadar canlandırdığınız karakterlerden hangisini sevdiniz veya kendinize yakın hissettiniz?

Çocukken “Anneni mi daha çok seversin, babanı mı?” diye sorarlardı. O soruya cevap vermek ne kadar zorsa bu da öyle. Her karakter benim için değerli ve özel. O yüzden ayrım yapamayacağım.


Oyunculuktaki hedefleriniz neler? Peki ya oyuncu olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

Dünyada işlerini takip ettiğim, çok sevdiğim yönetmenler var. Onların işlerinde, çalışma süreçlerini paylaşmak için bile olsa yer almak isterim. Umarım yıllarım; iyi yazılmış senaryolarda, üzerine çalışılası rollerde ve ekip çalışmasının kıymetini bilen, oyunculuğa emek vermiş yönetmenlerin iyi tasarlanmış projelerinde oynayarak geçer. Oyuncu olmasaydım sanırım ressam olurdum. Ama müzisyen de olmak isteyebilirdim.



Sizi en çok etkileyen şehir, ülke veya yer neresi oldu?

Chiang Mai (Tayland); ışığı, rengi, insanları, yapıları ve zamanıyla çok etkileyici. Yaşadıklarınız, paylaştıklarınız, anılarınız bir şehri özel kıldığından, her daim Selânik. Ne kadar popüler olursa olsun Berlin. Bildiğim her kodun dışında oluşuyla, epik tapınaklarıyla, yenilerde askeri yönetimden çıkıp dünyaya açılışının tazeliğiyle, çocuklarıyla, tozuyla Myanmar. İnsanları, yağmuru, sisi, doğası ve tadı damağımda kalan tereyağı ile Maçahel.



Görmek istediğiniz yerlerin başında nereler geliyor?

Aurora Borealis (Kuzey Işıkları) altında gezme hayalim nedeniyle, hâlâ göremediğim İskandinav ülkelerinin mümkünse küçük kasabaları, hatta kasaba bile olmayan büyük boşlukları ve Nemrut.