Şenay Gürler Sealife Röportajı

‘’Oyunculuk Yapmak Bana Nefes Aldırıyor’’

Avrupa Yakası’nın Fatoş’u, Nereye Gitti Bütün Çiçekler adlı tiyatro oyunun Dr. Stephens’ı Şenay Gürler, oyunculuğun kendisi için ne kadar önemli olduğunu şu cümlelerle açıklıyor; ‘’Okuldan mezun olduğumda yönetmenlik yapmak gibi bir derdim vardı. Ama hayatımdaki rastlantılar ve önüme çıkan fırsatlar, beni oyunculuğa yönlendirdi. Şimdi, iyi ki çarkı böyle çevirmişim diyorum. Çünkü oyunculuk yapmak, bana gerçekten nefes aldırıyor.''

Yönetmenlik yapmak üzere yola çıktınız fakat oyuncu oldunuz. Bize biraz bu süreci anlatır mısınız?

Sinema eğitimi aldığım sırada özel bir tiyatroda oyunculuk yapıyordum. Oyunculuk, her zaman benim için çok önemliydi. Ancak okuldan mezun olduğumca yönetmenlik yapmak gibi bir derdim vardı. Ama hayatımdaki rastlantılar ve önüme çıkan fırsatlar, beni oyunculuğa yönlendirdi. Şimdi, iyi ki çarkı böyle çevirmişim diyorum. Çünkü oyunculuk yapmak, bana gerçekten nefes aldırıyor. İyi bir film izleyicisiyim, her an kamerayla haşır neşirim. Çok şey deneyimleyip biriktiriyorum. İleride umarım yönetmenlik yapma şansını da yakalayabilirim.



Televizyon ve sinema oyunculuğu ile tiyatro oyunculuğunun arasındaki farklar nedir?

Öncelikle bu oyunculuk türlerinde farklı teknikler söz konusu. Tiyatro için uzun provalar yaparsın. Seyirciyle buluştuğunda artık yönetmen oyunla ilgili yapacağını yapmış ve gitmiştir. Artık her şey sendedir. Bu inanılmaz bir adrenalin demek, haz demektir. Sinema ise her zaman için yönetmenindir. Yönetmen kurguda ışığı, akışı her şeyi değiştirebilir. Sinemada farklı bir yorum istenmişse oyunculuk minimal olmak zorundadır. Çünkü en küçük bir abartı perdede kocaman bir hale gelecektir.

 ‘’Oyunculuk nedir?’’ sorusunun herkes tarafından kabul edilen bir yanıtı var mı? Siz oyunculuğunuzu nasıl tanımlıyorsunuz?

İnsanın oyunculuğunu tanımlaması zor ama benim oyunculuğum öğrenmeye dayalı diyebilirim. Hayat gibi işte… Öğreniyoruz, hata yapıyoruz, acı çekiyoruz, yaşamaya çalışıyoruz, sahip olduğumuz zamanı lezzetlendirmeye çalışıyoruz. Benim oyunculuğa baktığım her yerde böyle işte. ‘Ben oldum’ diyemem, her zaman öğrenilecek şeyler ve gidilecek yollar olduğunu biliyorum.



‘’ OYUNCULUK BENİM İÇİN NEFES ALMAK, AKIL SAĞLIĞIMI KORUMAK, KENDİMİ SAĞLAM TUTMAK İÇİN ELZEM; VAROLUŞUMUN BİR PARÇASI.’’ 



Hayat verdiğiniz karakterler alımlı ya da duygusal olmanın yanında her zaman zeki kadınlardı. Sizin için zeka ne ifade ediyor?

Zekâ, benim için önemli ama başarı içinde tek başına yeterli olmadığına inanıyorum. Zekâ, çalıştığın ve parlattığın sürece değerleniyor. İnsanın yenilenmek ve tazelenmek için çalışan bir zekaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Kısa bir süre önce Vietnam’a gittim. Bu ulus, bundan 40-50 yıl önce, ABD’nin üstün teknolojik silahlarına karşı zekalarını kullanmış ve sonunda savaşı kazanmış. Yaptıkları tüneller ve uyguladıkları stratejilerden çok etkilendim. O topraklarda, zekanın ve çalışmanın mükemmel bir birleşimine şahit oldum.



Bir yandan da seslendirme yapıyorsunuz. Bugüne kadar kimleri seslendirdiniz?

Eskiden çok uzun süre yerli ve yabancı filmlerde dublaj yaptım. Julia Roberts, Elizabeth Taylor, Juliette Binoche, Uma Thurman, Cate Blanchett, Meryl Streep, Liv Taylor, Michelle Pfeiffer, Meg Ryan, Sharon Stone ses verdiğim isimler arasında aklıma ilk gelenler. Şimdilerde daha çok reklam filmleri seslendiriyorum.



Bir süredir Bodrum’da yaşıyorsunuz. Hayatınızda neden böyle köklü bir değişikliğe ihtiyaç duydunuz?

Evet, şimdi yeni bir hayat, yeni bir yer var hayatımda. Bodrum’a yerleştim ama İstanbul’dan tamamen kopmuş değilim. İşlerim için gidip geliyorum. İstanbul’u her zaman çok sevdim. Hâlâ da çok özel ve farklı bir şehir olduğunu düşünüyorum. Ama son zamanlarda şehrin değişen profili rahatsız edici. Her yerden yükselen biçimsiz inşaatlar, İstanbul’un ruhuna uymayan yapılaşma beni rahatsız ediyor. Ayrıca trafiğin giderek dayanılmaz hale gelmesi de cabası. Fakat her şeye rağmen benim için hâlâ dünyanın en güzel şehri İstanbul. Şimdilerde İstanbul’un zaman zaman yorucu olan halinden uzak kalma düşüncesi hoşuma gidiyor. İstanbul’u özlemek istiyorum. Bakalım özleyecek miyim? Akışa bıraktım, zaman gösterecek her şeyi. Peki ya dünyanın içinde bulunduğu durum… Dünyanın hiçbir yerinde kendimizi güvende hissetmiyoruz artık. Silah sanayii boş durmuyor, eski düşmanlıklar canlı tutulurken, yeni düşmanlıklar yaratılıyor. Irkçılık her yerde hızla yükseliyor. Her an her yerde terör olaylarıyla karşılaşıyoruz. Savaşlar yüzünden mülteci sayısı giderek yükseliyor. Dünya nüfusu yer değiştiriyor. Ülkeler kimliklerini kaybediyor. Depremler, doğa olayları, küresel ısınmanın getirdiği iklim değişiklikleri derken hızla yok oluşa doğru gidiyoruz; adeta gökyüzünün altındaki deliler topluluğuyuz! Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, doğaya, insanlara, hayvanlara öyle davranmaktan, nefes alabileceğimiz alanlar yaratmaktan, savaşa, haksızlıklara inatla karşı çıkmaktan başka da şansımız yok.




Sanatın yaşanan bu olumsuzlukları biraz da olsa düzeltebileceğine inanıyor musunuz?

Kendimize nefes alabileceğimiz, yenilenebileceğimiz, güç toplayabileceğimiz, yeniden umutla dolabileceğimiz alanlar yaratmaktan ve kendimizle, insanlığımızla, varoluşumuzla yüzleşmekten başka çaremiz yok gibi geliyor. Ve bunu da sanatın her alanında yapabilme şansına sahibiz. Yani daha fazla delirmemek için sanata ihtiyacımız var!



Sık seyahat ediyor musunuz? En son nerelere gittiniz?

Çocukluğumdan bu yana dünyayı gezmek istiyordum. Yavaş yavaş bunu gerçekleştiriyorum. Her zaman gidilecek yollar, görülecek yerler, tanınacak insanlar ve kültürler var. Bu yıl gittiğim yerler, Almanya- Heidelberg, Estonya-Tallinn, Belçika- Brugge ve Antwerp, Vietnam-Ho Chi Minh, Fransa-La Baule. Yıl sonuna kadar İtalya, İspanya ve Portekiz’e de gitmeyi düşünüyorum. Gittiğim yerlerde turist gibi dolaşmak yerine günlük hayatın içinde olmaya çalışıyorum. Yerel halkın alışkanlıkları, gittikleri yerler daha çok ilgimi çekiyor. Onlarla oturup günlük hayatları üzerine sohbet etmek, oraya özgü yemek ve içecekleri tatmak beni çok mutlu ediyor. Bu arada Türkiye’de de devamlı yollardayım, eğer çalışmıyorsam. Seyahate çıkarken bavulumu hazırlamam çok uzun sürmüyor. 15 dakikada, rahat hareket edersem de en fazla yarım saatte hazırlanabiliyorum. Yanıma sadece gerekli olan şeyleri alıyorum; diş fırçam, diş macunum, kalacağım süreye göre rahat yürüyüş için bir ya da iki spor ayakkabısı, birkaç rahat kıyafet, birkaç kitap, yüz temizleme ve nemlendirme setim, tabletim, telefonum ve şarj aletlerim.

Röportaj: Umut Kaan Özdemir

Fotoğraflar: Hakan Aydoğan