Metin Hara Sealife Röportajı
‘Aşkın İstilası’ serisinin son kitabı ‘Bir’ için çalışmaların sürdüğünü kaydeden Metin Hara, uluslararası bir festivalde ödül almasına rağmen kendini oyuncu olarak tanımlamadığını söylüyor.

Röportaj: Yaşar Burak Meriç

Fotoğraf: Erhan Tarlığ


Dinle Neyden’ adlı filmdeki rolünüzle Uluslararası Ankara Film Festivali’nde ‘En İyi Genç Yetenek’ ödülünü aldınız. Pek çok reklam filminde de oynadınız. Bize biraz oyunculuk yönünüzden bahseder misiniz?

18 yaşındayken babam trafik kazası geçirdiği ve hastane süreci 1.5 sene devam ettiği için maddi anlamda zor zamanlar yaşadık. O dönem tek şansım vardı; nereden, ne bulabilirsem yapmak. Koşullar, aileme yardımcı olmamı gerektiriyordu. Deli gibi çalıştım; fizik tedavi yaptım, reklamlarda, dizilerde, filmlerde oynadım. Bunların hepsi çok fazla şey kattı ama oyunculuk dönemi daha canhıraş bir biçimde kendi yönümü bulmaya çalıştığım bir süreçti. Şimdi oyunculuk yapmıyorum ama hâlâ teklifler geliyor. “Sen oyuncu musun?” derseniz ödül almama rağmen “hayır” derim. Özetle kendimi oyuncu olarak tanımlamıyorum.



Üç kitaptan oluşacak ‘Aşkın İstilası’ serisini ne zaman tamamlamayı planlıyorsunuz?

‘Yol’ 16 senedir verdiğim ‘İllüzyonu Aşmak’ seminerimin kitaplaşmış hali. Bu seminerimde gittiğim her şehirde boş koltuk hiç görmedim. O yüzden beni tanıyan herkes ve yayınevim kitabın başarılı olacağını biliyordu. Yine de bunu görmek ve yaşamak bambaşka bir şey. Bunun nedeni sahnede, yazarken, insanlara dokunurken emek vermem. Serinin üçüncü kitabı olan ‘Bir’in içeriği hazır. Ancak ben bütün kitaplarıma hakikaten çok emek veriyorum. Örneğin ‘Dem’ 2.5 senede, ‘Yol’ 4.5 senede çıktı. ‘Bir’in de nereden baksanız daha 1.5 senesi var. Demlenmesi, oturması ve okuyucuya üçüncü seviyedeki çok ileri teknikleri anlatabilmesi için ‘Bir’in gerçekten çok iyi bir noktada olması gerekiyor. Kitapların içinde birçok bilimsel çalışma var. Tamamen sol beyni harekete geçirip doygunluk ve güven hissi verecek çalışmalar bunlar. Etrafta çok görülebilen ve duyulabilen çalışmalar değil. Hayatımdan çok duygusal anlar var, bunlar sağ beyni harekete geçiriyor. Pratik uygulamalar var. Bu uygulamalarla kitap gibi iki boyutlu cansız bir nesne tabiri caizse yaşama kavuşuyor.



‘İnsanagüven’ projenizden ve ‘Başka Bir Dünya Mümkün’ felsefenizden bahseder misiniz?

2000 yılında yola çıktığımda birçok farklı yerde eğitim veriyordum. O yıllarda kişisel gelişim furyasının iç yüzünü gördüğümden bunun bir parçası olmamam gerektiğini anladım. 2007 yılında mezun olmuştum ve yepyeni bir ekolle, kendi ilkelerimle bir şey yapmak istedim. İnsanları sömürmeyen, tıbbi etik değerlere sahip çıkan, tıbbın içindeki aksaklıkları gören ama eleştirmek yerine buna emek vermeyi yeğleyen, hayal ticareti asla yapmayan bir ekol kurdum. Bunu tıbbın soğukluğundan uzak durarak ama, akılcılığını terk etmeden yaptım. Ekolüme, kişisel gelişimin muğlaklığını da dâhil etmedim. İnsanagüven’i kurduktan sonra çok büyük bir furya oldu. Dünyanın dört bir yanından insanlar gelmeye başladı. Zaman içinde tek başına dünyayı değiştiremeyeceğimi anladım ve insanları yetiştirmeye karar verdim. Böylece bu hareket ‘İnsanagüven Akademi’ adını aldı. Binlerce öğrencimin arasından her sene 30-35 kişi seçiliyor. Seçilen kişiler, Acıbadem Hastanesi’yle birlikte yürütülen sertifikalı bir programa alınıyor. Program, ilk yardımdan sunum tekniklerine, oyunculuktan dansa, fizik tedaviden hastayla iletişime kadar uzanan bir yelpazede üç yıl süren eğitimleri içeriyor. Şu anda İnsana güven benimle öncülüğü yapılmış, mantalite olarak lidersiz bir iyilik hareketi. O yüzden burası Metin Hara merkezi değil. Mesajı olan samimi, yetkin her insan buraya gelip o mesajı paylaşabilir. Burada savunma sanatları dersi de var, pilates de…

SERİNİN ÜÇÜNCÜ KİTABI OLAN ‘BİR’İN İÇERİĞİ HAZIR. ANCAK BEN BÜTÜN KİTAPLARIMA HAKİKATEN ÇOK EMEK VERİYORUM. ÖRNEĞİN ‘DEM’ 2.5 SENEDE, ‘YOL’ 4.5 SENEDE ÇIKTI. ‘BİR’İN DE NEREDEN BAKSANIZ DAHA 1.5 SENESİ VAR.

Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Beni şu an İnsanagüven’in kurucusu ve yazar diye tanımlıyorlar. Hiçbir zaman kişisel gelişimci olarak tanımladım kendimi. Sonuçta Çapa Tıp Fakültesi mezunu bir bilim insanıyım. Kişisel gelişimin biraz muğlak olduğunu düşünüyorum. Ucu bucağı belli olmayan, iddiasının sınırları bulunmayan bir alan. Pek çok değerli hoca var ama benonlardan biri değilim. Bazıları ‘Guru musun?’ diyor. Asla böyle bir şey değilim. Sadece diğer insanların sorunlarına ortak olmaya ve elimden geldiğinceçözüm üretmeye çalışan biriyim.